Makale

Dijital Şiddetin Göç Boyutu

0

Bu yazının amacı dijital şiddete maruz kalan mülteciler/sığınmacılar ile ilgili bilgi vermek ve bu konuda farkındalık yaratmaktır. 

Şiddet, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından, “fiziksel güç veya iktidarın kasıtlı bir tehdit veya gerçeklik biçiminde bir başkasına uygulanması sonucunda maruz kalan kişide yaralanma, ölüm ve psikolojik zarara yol açması ya da açma olasılığı bulunması” durumu olarak tanımlanmaktadır. Bu tanımdan anlaşılacağı üzere şiddet çok çeşitli bir olgudur. Bunlardan bir tanesi de dijital şiddettir. Günümüzde internetin ve sosyal ağların gelişmesiyle beraber şiddet “gerçek” dünyadan çevrimiçi ortama da taşınmıştır. 

“Dijital şiddet teknolojik araç ve sistemlerin kişisel alana müdahale etmek, kişiyi baskılamak, zorlamak, sınırlamak, korkutmak ve kontrol etmek amaçlı kullanılması ile huzur bozucu davranışlar, özellikle tehdit, şantaj, hakaret, ifşa, iftira ve ısrarlı takip olarak nitelendirilebilecek eylemler; bir kişi ya da bir grubu hedef alan ayrımcı, aşağılayıcı ve şiddet içeren davranışlarda bulunulması; kişinin dijital kişisel alanına hukuka aykırı müdahaleler; kişisel verilerin hukuka aykırı elde edilmesi, kullanılması, saklanması veya paylaşılması; cinsel içerikli teklif ve her türlü iletiler, kişinin rızasının olmadığına işaret eden sözlü, yazılı, fiziksel veya engelleme, silme gibi dijital davranışlarına rağmen alternatif araç ve yollarla eylemlere devam etme ve dijital taciz davranışlarını grup etkinlikleriyle gerçekleştirme gibi şekillerde ortaya çıkabilir.” (Damla Songur, 2020) Unutulmamalıdır ki dijital şiddet bireylerde ciddi boyutlara varabilecek olumsuz psikolojik durumlar yaratmaktadır ve “gerçek” dünyada yaşanan şiddetin devamıdır.

2011’de Suriye’de iç savaşın başlamasıyla birlikte binlerce insan cinsel, fiziksel, ruhsal şiddet türlerinden kaçmak için Türkiye’ye sığınmıştır. Bu duruma karşı ilerleyen süreçte yerel halkta itirazlar ve bölünmeler meydana gelmiştir. Bu durumun temel sebebi ise medyanın mülteciler/sığınmacılar ile ilgili çeşitli spekülasyonlarla nefret söylemi ve ön yargı yaratmasıdır. Örneğin 2018 yılı Ocak-Nisan ayları arasındaki “Medyada Nefret Söylemi İzleme Raporu’nda” ulusal ve yerel basında yer alan haber ve köşe yazılarının 274’ünde Suriyeli mültecilere/sığınmacılara yönelik nefret söylemi ifadeleri tespit edilmiştir ve Suriyeli mülteciler hakkında 2017 ve 2018 yıllarında yayınlanan on dört yalan haber tespit etmiştir. Ayrıca haberler yalan içermese bile mültecileri/sığınmacıları ötekileştiren ya da suçlayan bir dil kullanıldığı bilinen bir gerçektir. Bu haberlerin hepsi sosyal ağlarda fazlasıyla etkileşim almıştır. Türkiye’nin en popüler web sitelerinden biri olan Ekşi Sözlük’te “Suriyeli” anahtar sözcüğüyle yapılan tarama sonucunda,“Ülkemde Suriyeli istemiyorum”, “Suriyeli dilenciler on”, “Suriyeli işgalciler”,“Suriyeli yüzsüzlüğü”, “Gecenin köründe sokakta bağırarak konuşan Suriyeli”, “Suriyeliye bedava Türk’e paralı sağlık sistemi” gibi başlıklar da mültecilere/sığınmacılara karşı dijital ortamda şiddetin örnekleri tespit edilmiştir. Zaten bomba saldırısı, tecavüz, baskın, ölüme şahitlik gibi travmatik olaylar yaşayan bu insanlar yeni bir başlangıç için geldikleri ülkede bir de dijital nefret söylemine maruz kalmışlardır

Özellikle mülteci/sığınmacı kadınlar kendi ülkelerinde de göç ettikleri ülkede de savunmasız ve korunmasız oldukları düşünüldüğü için çeşitli şiddet türlerine maruz kalmaktadırlar. Bunlardan bir tanesi de dijital tacizdir. Mülteci/sığınmacı kadınlar hayatlarının her anında şiddetle iç içe olmalarına rağmen çok azı yaşadıklarını konuşmaktadır. Çoğu mülteci/sığınmacı kadın tacizcilerden, kendi ailelerinden, toplumun baskısından korktuklarından ya da adalet sistemine güven duymadıklarından genelde yaşadıklarına karşı sessiz kalmaktadırlar. 

Mülteciler/sığınmacılar kendi yaşam mücadelelerini verirken ve temel insan haklarından mahrum bırakılırken ulusal ve uluslararası medyada ve sosyal ağlarda onlardan birer güvenlik tehdidi, ekonomik bir yük olarak bahsedilmiştir. Onların yaşadıkları asıl sorunlardan bahsedilmemiş aksine üzeri kapatılmıştır. Medyanın yaşananları objektif bir şekilde ele almaması, dramatikleştirmesi yerel halkın mevcut ön yargısını ve dijital nefret söylemini daha da artırmıştır. Ancak tüm bunları azaltmakta bizim elimizdedir. Mesela mültecilere/sığınmacılara karşı objektif yaklaşan haber kanallarını, sosyal ağları ya da göç alanında çalışan dernek ve kuruluşların sosyal medya hesaplarını takip ederek doğru bilgilere ulaşabiliriz. Ayrıca nefret söylemi ve ön yargının çevrimiçi ortamda yaşanıyor olması şiddetin derecesini azaltmaz aksine “gerçek” hayatta yaşanan şiddeti besler. Çevrimiçi ortamda mültecilerlerle/sığınmacılarla ilgili içeriklere bakarken daha eleştirel ve duyarlı olmak hepimizin yararına olacaktır. 

Halime Nur Kalyoncu
Cumhuriyet Üniversitesi Sosyal Hizmet bölümü 2. sınıf öğrencisidir. Mülteciler Derneği PDR biriminde gönüllü olarak çalışmaktadır. Toplumsal cinsiyet eşitliği, göç, insan hakları, mülteci hakları ve çocuk hakları konuları ile ilgilenmekte ve bu konular üzerine eğitimlere, çalışmalara katılmaktadır.

    Sert Gerçeklik: Sanal Deneyimle Davranış Değişikliği Mümkün Mü?

    Önceki Yazı

    “Türkiye’de Dijital Şiddet” Araştırmasının Sonuç Raporu Yayınlandı!

    Sonraki Yazı

    İlginizi Çekebilir

    Yorumlar

    Yorum Yap

    More in Makale