Makale

Kadınlara Yönelik Dijital Şiddetin Üstü Kapalı Hali: Ezenin Mizahı

0

Kadına yönelik şiddet on yıllardır Türkiye’de kadın hareketinin mücadele alanlarından biri. Şiddeti sadece fiziksel şiddetle sınırlamamak; kadına yönelik şiddetin farklı farklı yönleri olduğunu akılda tutmak bu mücadelenin önüne koyduğu önemli bir hedef. Siber zorbalık, siber taciz, cinsiyetçi dil, beden utandırma gibi çeşitleriyle bir psikolojik şiddet olan dijital şiddet de hayatımızın giderek artan bir parçası. Dijital şiddetin amacı, karşıdaki kişiyi utandırmak, aşağılamak, korkutmak, tehdit etmek ve susturmak olarak tanımlanabilir. Şiddet mağdurları bu şiddet karşısında sıklıkla korku, endişe ve depresyon gibi duygular hisseder.(1) Bu şiddet bazıları için hayatlarının çok büyük bir parçası olabiliyor. “Bazıları” dediğimiz grubun içinde kadınlar çok büyük bir çoğunluğa denk geliyor. Dışarıdaki hayatta olduğu gibi internet üzerinde de kadınların, erkeklerden daha çok bu şiddete maruz kaldıkları gözlemleniyor.(2) Farklı bir deyişle, bedenleri orada olmasa da, kadın yine kadın olduğu için şiddete uğruyor. Aslında tam da bu nokta, toplumsal cinsiyetin doğal değil inşa edilen bir şey olduğunu ve fiziksel bedenden ayrı bir varoluşa sahip olduğunu kanıtlıyor. Teknolojik nesne merkezci bir yaklaşımla, internetin kendi başına eşitsizlikleri ortadan kaldıracağına inanan teknoloji fetişist bakış açısının tam tersine, eşitsizlikler internet ortamında ortadan kalkmıyor, aksine derinleşiyor. Yıllardır sanal alemde bizi en çok temsil eden görsellikler olan selfie’lerden hayat deneyimlerinin paylaşımlarına, mizahtan canlı yayınlara, aktörün kadın olarak var olmayı tercih ettiği durumlarda internetteki baskı ve şiddet çok daha görünür hale gelmektedir.

Burada farklı örnekler üzerinden kadına yönelik psikolojik şiddetin internetteki yansımalarına bakacağız. İlki, çok yaygın olan selfie paylaşımları. Kadınların paylaştığı selfie’lerde, dışarıdaki hayatta olduğu gibi kadın özne her daim sorgulanmaya maruz kalır. Selfie çeken kadınlar da tüm bu sorgulamaları göz önüne alarak “mükemmel” selfie’yi bulmaya çalışır. Doğallık ve yapaylık, şıklık ve bayağılık terazileri arasında denge bulmaya çalışırken; bir yandan da, çocuksu olmak, cinsel obje olmak gibi erkek tahakkümünü kanıksayan pozların beğeni getirmesi sebebiyle kendi paylaşımlarıyla cinsiyet eşitsizliğini ve eril baskıyı bir kez daha üretmiş olurlar.(3) Beğenilen olma arzusu ile yapılan paylaşımlar, özneyi birden bire klişe olana, dalga geçilene dönüştürebilir. Böyle durumlarda da fatura yine kadına kesilir ve şöyle denir:  “O zaman sen de paylaşma!” Burada hor görülen sadece kadının koyduğu görsel değil; kadının beğenilme arzusunun kendisidir.

Beğenilme arzusunun kadındaki tezahürünün hor görülmesinin en sembolik adresi “Gelinlerin Tatlı Telaşı” ve benzeri isimli internet siteleri ve sosyal medya hesapları oldu. Tartışmaların yoğun yaşandığı 2010’lar boyunca, evlilik için yaptıkları ve harcadıkları emeği sergileyen, kocaları için sunumlar hazırlayan genç kadınlar, toplumun geri kalan kesimi tarafından acımasızca saldırıya uğradı. Bir kesim, özellikle paylaştıkları yazılarda ve görsellerde muhafazakarlık sembollerine sahip kadınları, teknolojiyi kendilerini sergileme amaçlı kullandıkları ve bu nedenle dine aykırı davrandıkları yaftasıyla yargıladı. Başka bir kesimse, hem paylaşımların “bayağılığı” hem de sergilenen hayat tarzlarının “bayağılığı” üzerinden bu kadınları utandırmaya çalışma ve aşağılama yolunu seçti. Ancak evdeki erkeğe hizmet etmekten duyulan mutluluktan rahatsız olan tüm bu diğer kadınların ve erkeklerin, evlilik kurumuna eleştirel bakan, gündelik hayatta doğallaşan eril tahakkümü reddeden insanlar olduklarını varsayabilir miyiz? Çok benzer şekilde evlilik kurumunu benimseyen ancak bu sefer, zenginlik göstergeleriyle (deniz/orman manzarası, bir hizmetlinin yüzü gözükmeyen varlığı(4)) süslü Instagram paylaşımlarındaki eş, kayınvalide ve brunch temaları, “gelinlerin tatlı telaşına” yöneltilen küçümseme ifadelerinin nesnesi olmamaktadır. Buradaki durum, evlilik kurumunu benimseyenlere yönelik genel bir eleştiri değil; belirli bir sınıfın evlilik kurgusuna yönelik küçümsemedir.

Üzerinde tartışacağım ikinci olay, 2018’de “Tekstilde çalışan Kürt kız itemleri” başlığıyla fenomen olan görseller.(5) Bu olay mizahın nasıl kolaylıkla ezilen üzerinden yapılabildiğini gösterir. “Politik doğruculuk mizahı öldürüyor” demeçleri vermek günümüzün modası. Ancak kötü şartlarda uzun saatler çalışan, hem işçi hem kadın hem de Kürt olduğu için hayatta kalma mücadelesini birçoklarından çok daha fazla verenleri, hepimizin hayatının asıl anlamı haline gelmiş sosyal medyada sıradanlaştırılma ve aşağılama, bir mizah türü olarak gittikçe kanıksanıyor ve sıradanlaşıyor. Çünkü ezilmenin kesişimselliğinde, acımasızlık hep en dipte olanı vurur. 

“Tatlı telaş” içindeki gelinler gibi, tekstilde çalışan Kürt kız da, kadın olmanın dışında bir de “alt sınıf” olduğu için bu muameleye maruz kalıyor. Bu kadınların aşağılanan ve mizahı yapılan hayat tarzlarına kıyasla, Instagram’da şık müstakil evlerinden kayınvalideleri ve hizmetlileriyle brunch keyfini paylaşan hemcinsleri bu psikolojik şiddetten azade – şimdilik. Eşleriyle pahalı olduğu mutlaka belli olacak yerlerden tatil fotoğrafı paylaşan kadınlar da bu şiddete aynı ölçüde maruz kalmıyorlar – şimdilik.(6) Yine de benliğin sunumunda hissedilen psikolojik ve toplumsal baskılar, toplumsal sınıf fark etmeksizin birçok kadının giderek artan ölçüde hayatının parçası olacaktır. 

Kadınlara yönelik psikolojik şiddetin bir başka örneğiyse, son yılların trendi TikTok uygulaması. Toplumun bir kesimi tarafından küçümsense ve aşağılansa da, TikTok Türkiye’de 2020 yılında en hızlı popülerleşen sosyal medya uygulaması oldu. İşyerlerinde ve evlerde mizah amaçlı çekilen, bazen geçim derdini konu alan bazen yapılan işin kendisiyle dalga geçen videolar, “TikTok’un Emek Sineması”(7) başlıklı sergilere ilham verdi. TikTok’un Türkiye’deki kullanıcılarının diğer ülkelerden farklı bir biçimde sosyoekonomik olarak daha alt kesimlerden gelmeleri, belgesellere de konu oldu.(8) Ancak burada paylaşım yapma cesaretini gösteren kadınların, özellikle de orta yaşlı kadınların aşağılanması çok fazla dile getirilmedi. Erken yaşta evlendirilen, yine erken yaşta çocuk bakımı sorumluluğunu üstlenen ve bu nedenlerle kendi çocukluğunu yaşayamadığı için TikTok kullandığını söyleyen bir kadının “noolur beni kınamayın ben hiç büyümedim”(9) demesi paylaşımlarını “affettirecek” bir sebep olarak ortaya kondu. TikTok fenomeni olan yine orta yaşlı mutaassıp bir ev kadının komik videolar çekmesi, anlayışlı eşinin: “Ben onun sahibi değilim. O bir insan, kişiliği olan, zekası olan…” şeklinde açıklama yaparak onu savunmasını gerektirdi. 

Kadınların sosyal medyadaki öz-temsillerinde karşılaştıkları tüm bu psikolojik şiddet, on yıllardır farklı biçimlerde kendini gösteriyor. Değişen uygulamalar, yenilenen yazılımlar ve farklılaşan performans türleri arasında değişmeyen tek şey, kadınların benlik performanslarından utanmaları gerektiği baskısı. Cinsiyet eşitsizliği çoklukla kendini sıradan olanın içinde gizler. Kadın, ondan beklenen toplumsal rollere beklendiği ölçülerde uymadığı zaman, bu beklentinin altında ya da üstünde kaldığı zaman, şiddetin nesnesi oluyorsa; burada şiddetin cinsiyet körü olduğunu iddia etmek, en hafif deyişle körlüktür. Üstüne bir de, burada sayılan örneklerin vurguladığı gibi, bu şiddette kadınların ait olduğu toplumsal sınıfın etkisini göz ardı etmemek gerekir. Dışarıdaki hayatta olduğu gibi internette de, kadına yönelik şiddetin sınıfsal bir boyutu vardır. Utandırma, aşağılama ve sindirme okları en çok, düşük ücretle çalışan işçi kadınları ya da düşük ücretli emeğin yeniden üretimini sağlayan, ev kadını diye nitelenen ücretsiz ev işçisi kadınları bulur. Dijital şiddetle mücadelenin bir yolu, yaşananın bir şiddet türü olduğunu kabul etmekle başlıyorsa; bir diğer yolu da, bu şiddetin hedefini ortaya koymaktır. Kamusal alana fiziksel olarak çık(a)mayan kadınların internet aracılığıyla görünür olması, toplumsal cinsiyet ve sınıfsallık üzerinden pekişen şiddetin nesnesi olmalarına sebep olmaktadır. Dijital şiddetle mücadelenin başarıya ulaşmasında atılacak en önemli adım, internette ve özellikle sosyal medya platformlarında mizah adı altında alt sınıftan kadınların uğradığı psikolojik şiddetin ortadan kaldırılmasını hedeflemektir. “Ezerek, ezmek için, ezenin yanında, ezeni alkışlayarak”(10) yapılan mizahtansa, mizahın otoriteye ve baskıya karşı ezilenlerin silahı olarak güçlenmesi umuduyla…


  1. UN Women Türkiye (2020). Toplumsal Cinsiyete Dayalı Siber Şiddet Rehberi.
  2. Bu yazıda, LGBTİ+ bireylere yönelik şiddete dair örnekler incelenemediği için odak kadınlar olarak kısıtlı bırakılmıştır. Ancak LGBTİ+ bireylerin dijital şiddete maruz kalma oranlarının kadınlardan çok daha fazla olduğunu belirtmek gerekir.
  3. Butkowski, Chelsea P, Dixon, Travis L, Weeks, Kristopher R, and Smith, Marisa A (2019). “Quantifying the feminine self(ie): Gender display and social media feedback in young women’s Instagram selfies,” new media & society, 1-21.
  4. Bu karşılaştırma 2010’lardaki “Gelinlerin tatlı telaşı” tartışmalarında dile getirilen unsurlardan biriydi. Maalesef kaynağını bulamadığım, hizmetlinin asla yüzünün değil ama işini ve pozisyonunu belli edecek bir vücut parçasının görselin içine alındığına dair bu çok incelikli gözlemin ilk sahibi ben değilim.
  5. Psikolojik şiddetin nesnesi olan kadınların sözünü dinlemek için: https://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2018/07/16/tekstilde-calisan-kurt-kizi-itemleri-anlatiyor
  6. Yayın öncesinde yazımı okuma inceliğinde bulunan kadın arkadaşlarımdan bazıları, üst sınıftan internet “celebrity”lerinin ve fenomenlerinin de kadın olmaları dolayısıyla sıklıkla linç kampanyalarına uğradıkları konusunda beni uyardı. “Şimdilik” vurgularıyla belirtmeye çalıştığım gibi, alt sınıftan kadınlara yönelik şiddetin diğer sınıfları da kapsayacağını öngörmek konusunda ben de arkadaşlarımdan ayrı düşünmüyorum. Ama yine de sınıfsallığın göz ardı edilmemesi adına bu tartışmayı ana metine taşımıyorum. 
  7. http://tiktokunemeksinemasi.karsi.com/
  8. BBC (2019). TikTok’un İki Yüzü. https://www.youtube.com/watch?v=1FURmgQJYHY
  9. https://www.milliyet.com.tr/elestirdigimiz-insanlarin-gecmislerini-de-hesaba-katmayi-ogrenmeliyiz-molatik-11858/
  10. Konuya dair sade ve net bir yaklaşım için: https://www.birgun.net/haber/ezenlerin-mizahi-16815
Nazlı Bülay Doğan
Toplum ve teknoloji alanında çalışan Nazlı Bülay Doğan, doktorasını siyasi hackerlarla ilgili suç söylemleri üzerine yazmıştır. İnternet, toplumsal cinsiyet ve toplumsal hareketler başta olmak üzere farklı konularda yazıları çeşitli mecralarda yayınlanmıştır. Şu anda özel bir şirkette araştırmacı olarak çalışmakta ve kurucusu olduğu Özgen Berkol Doğan Bilimkurgu Kütüphanesi’nde emek vermektedir.

    İkinci Bir Mağduriyet Oluşturma: Mağdur Suçlayıcılık

    Önceki Yazı

    Dijital Dünyada Çocuk Hakları

    Sonraki Yazı

    İlginizi Çekebilir

    Yorumlar

    Yorum Yap

    More in Makale