Makale

Sosyal Medyadaki̇ Benli̇ği̇mi̇z: Sosyal Psi̇koloji̇k Bakış

0

Sosyal psikoloji, psikolojinin bir alt alanı olup Allport tarafından “bireylerin davranış, duygu ve düşüncelerinin başkalarının gerçek, hayal edilen veya zımni varlığından nasıl etkilendiğinin bilimsel yollarla araştırılması” şeklinde tanımlanmaktadır. Bir diğer deyişle, sosyal psikoloji ben ve diğeri arasındaki ilişkiyi, birbirlerini nasıl etkilediğini konu alır. Sosyal psikolojinin önemli konularından olan benlik ise, bireyin çevresini psikolojik açıdan algılaması, anlamlandırması, değerlendirmesi ve çevresine tepki vermesi yönünden bir dayanak noktası oluşturmaktadır. Bu yazıda da sosyal psikoloji perspektifinden sosyal medyadaki benliğimize bakılacaktır.

Temel psikolojik ihtiyaçlarımız ilişkisellik, yetkinlik ve özerklik olarak sınıflandırılmaktadır. Sosyal medya gibi sanal ortamlarda bulunurken de bu ihtiyaçlarımız devrededir. Biz de onları çeşitli biçimlerde karşılamaya çabalarız. Bu anlamda gerçek yaşamda olduğu gibi, sanal ortamlarda da var olmak ve diğerleriyle bir bağ kurmak isteriz. Sosyal medya platformlarında profiller oluştururuz. Benliğimizi sunarız. Benlik sunumunda kendimizi diğerlerine olumlu şekilde sunmak, iyi bir izlenim yaratmak esas odağımızdır. Diğerlerinin bizi kabul etmesini, onaylamasını isteriz. Nitekim bunu fiziksel yaşamda olduğundan çok daha kolay ve daha az çabayla gerçekleştirebiliriz. Bunun en belirgin örneği; sosyal medyada paylaştığımız o harika, çok mutlu göründüğümüz fotoğraflardır. Böylelikle benliğimizin ideal alanını sunma fırsatı ediniriz. Oluşturduğumuz profiller aracılığıyla, tanıdığımız veya tanımadığımız diğerleriyle etkileşime gireriz. Bu etkileşimlerle ait hissederiz, ilişkisel yanımızı besleriz. Tabii, bu kadarı yeterli olmaz. Beğeni ve yorum almak ile takipçilerimiz de bizler için oldukça önemlidir. Bunların sayısı arttıkça kendimizi daha yetkin hissederiz. Ayrıca hepimiz evrensel olarak benliği yüceltme motivasyonuna sahibiz. Bu motivasyonla kendimiz hakkında olumlu bilgiler aramaya, geribildirimler almaya yöneliriz. Keza bunları sosyal medyadan çok daha rahat edinebiliriz. Özerklik ihtiyacımız ise; kendi isteğimiz doğrultusunda verdiğimiz bilgiler, yaptığımız paylaşımlar, takip ettiklerimiz veya bizi takip etmesine izin verdiklerimiz, beğendiklerimiz gibi yönlerden giderilebilir. Bu açıdan sosyal medyayı kullanırken özerk bir motivasyondan söz ediyor gibiyizdir. Görünürde her şey güzeldir. Kendimizi dilediğimiz gibi sunabildiğimiz uçsuz bucaksız bir dünya gibi görünür bize. Haliyle daha da vazgeçilmez kılar kendisini. Ancak içerisine girdiğimizde, durumun pek de öyle olmadığını görürüz. Çünkü sanal ortamda da her şey toz pembe değildir. Hatta gerçek yaşama kıyasla pembeliğin dozunu görebilme ihtimalimiz daha düşüktür. 

Şöyle ki, sosyal medyadaki paylaşım ve etkileşimlerimiz, her ne kadar özerk gibi görünse veya kendisini öyle hissettirse de bir ödül-ceza sistemi üzerine kuruludur. İlişkisellik ve yetkinliğimizi destekleyen takipçilerimiz, aldığımız beğeni veya yorumlar bu mekanizmayı harekete geçirir. Her seferinde farklı oranlarda gelen etkileşimler, daha fazla paylaşım yapmaya yönlendirir bizi. Dolayısıyla bu pekiştirmenin etkisiyle hep daha fazla görülmek, duyulmak isteriz. Popülarite de bu anlamda oldukça itici bir güç olarak karşımıza çıkar. Daha fazla etkileşim alacağımız paylaşımlar yapmaya karşı güçlü bir istek duyarız. Yeterince etkileşim almayacağını düşündüğümüz bir paylaşımı ise yapmaktan kaçınırız veya almadı mı kaldırmak isteyebiliriz. Bu açılardan denetlenmiş, dış kaynaklı bir motivasyonun varlığı söz konusudur. Ayrıca sosyal medyada var olurken kamusal benlik farkındalığımız ön plandadır. Böylelikle bilincimiz diğerlerinin görebileceği yanlarımız üzerine odaklı olur, dış görünüşümüz gibi. Bu durum ihtiyaçlarımızı yanlı şekilde karşıladığımızı veya karşıladığımız yanılgısına düştüğümüzü de düşündürmektedir. Bunun yanı sıra sanal ortamlar bireyselliğin yitirilmeye, sorumluluğunsa dağılmaya eğilimli olduğu yerlerdir. Anonim olabilme bunu daha da derinleştirir. Böylelikle fiziksel dünyada kişi, kendi davranışlarını baskılama ihtiyacı duyarken sanal ortamda buna ihtiyaç duymaz. Baskının ortadan kalkması iyi bir şeymiş gibi görünse de denetimin olmaması ve sınırsızlık tanıması noktasında oldukça tedirgin edicidir. Bu yönüyle çeşitli siber şiddet davranışlarına açık kapı bırakmaktadır. Bir diğer deyişle, benliğimizin de kontrole ihtiyacı vardır. 

Sosyal medyada yarattığımız ve/veya sunduğumuz benliğimiz, gerçek benliğimizden farklı görünmesine rağmen, bizden tamamıyla kopuk değildir. İnsanlar olarak “gerçek”, “ideal” ve “olması gereken” benlik alanlarına sahibiz. Sosyal medya ideal benliğimizi sunma fırsatını bizlere verirken bizi gerçeklikten uzaklaşmaya ve benlik uyuşmazlığına da götürebilir. Bunlar insan psikolojisinde çeşitli olumsuzlukları beraberinde getirebilecek durumlardır. Ancak bilinmektedir ki, bu üç alan ile yani tüm benliklerimizle bir bütünüz, biziz aslında. Bu yüzden de sanal ortamdaki diğerlerinin duygu, düşünce ve davranışlarından etkilenmediğimiz inancı oldukça gerçekdışıdır. Bu kadar kamusal bir alanda etkilenmememize pek imkan yoktur doğrusu. Dolayısıyla hem kendimizin hem de diğerlerinin sanal davranışlarının benliğimiz üzerindeki etkileri bir o kadar gerçektir. Tam da bu noktada sosyal psikolojinin incelediği konular, sanal ortamlara ve siber şiddete ilişkin anlayışımızı genişletecek ve şiddete karşı daha etkin bir mücadele yürütmemize imkan tanıyacaktır.

Not: Tartışılan konular sosyal psikolojinin farklı kuram ve yaklaşımlarıyla genişletilebilir. 

Dijital Şiddet ve Güvenlik: “Görüyorum, Duyuyorum, Biliyorum”

Önceki Yazı

Sert Gerçeklik: Sanal Deneyimle Davranış Değişikliği Mümkün Mü?

Sonraki Yazı

İlginizi Çekebilir

Yorumlar

Yorum Yap

More in Makale